fbpx
Browsing Category

İş Hayatı

Hayat, İş Hayatı

Zengin İnsanlar Neden Mutsuz?

  • Vakitlerini çalışarak geçirirler, yaşamın zenginliklerinden tatmazlar

Alışkanlıkları gereği her gün bir önceki günün üzerine +1 koymak üzere yola çıkarlar. Ancak yaşamın farklı zenginliklerden oluşan bir bütün olduğu gerçeğini göz ardı ederek, genel olarak tüm vakitlerini maddiyat ve prestij gibi konulara ayırırlar.

  • İş dışı ilişkileri ve sosyal çevreleri zayıftır, yalnızdırlar.

Yoğun çalıştıkları için ailelerine vakit ayırmazlar. Bu da daha fazla boşanma ve sorunlu çocuk davranışlarına sebep olur.

Araştırmalara göre zengin aile çocuklarında depresyon, anksiyete ve madde bağımlılığı ihtimali, daha az refah sahibi ailelerden daha yüksek.

  • Her şeyin sonucuna ve çıktısına odaklanırlar, süreci yaşamazlar
  • Hayatın başarılarla örülü bir yol olduğunu düşünür, yeni başarılar ararlar
  • Başarılı oldukları ve bildikleri alanlar dışında adım atmaktan ve yenililerden kaçınırlar
  • Sahip olduklarını kaybetme korkusu duyarlar

Kendilerini başkalarıyla kıyaslarlar. Etraflarında zengin insanlar arttıkça, yeterince zengin olmadıklarını düşünürler, kıyaslama sürekli devam eder. Varlıklı hissetmek referans grubundaki diğer insanlarla karşılaştırmakla ilgilidir. Bu yüzden sorun, zengin insanların neye sahip oldukları ya da olmak istedikleri değil, statülerini korumak için neye sahip olmaları gerektiğini hissetmeleridir.

  • Boş durmayı ve sıkılmayı sevmezler

Sıkılmanın yaratıcılığı artırdığı noktasında bir çok çalışma var. Yine aynı şekilde beynin farklı bölümlerini çalıştırmanın da üretkenliği artırdığı yönünde. Ancak zengin insanlar tüm vakitlerini bildikleri birkaç şey çerçevesinde yürüterek, sıkılmalarına ya da boş durmalarına imkan yaratmazlar.

  • Sürekli mutluluk arayışı içinde yaşarlar

İnsanın yaratılışı gereği mutsuzluk, sıkılma gibi hislere sahiptir ve bu hisler yaşamda kalma adına büyük önem taşımaktadır. Ancak günümüzde sürekli aşılanan “her anında mutlu olmalısın” mesajı, insanın varlıkları arttıkça daha baskın bir dürtüye dönüşüyor. Sürekli mutluluk arayışı da kalıcı mutsuzluk yaratır.

  • Her şeyin mükemmel olması için çabalarlar
  • Kendileri dışındaki dünyayı ve insanları yönetmek isterler
  • Her zaman daha iyisine odaklandıkları için, sahip olduklarını yetersiz bulurlar
  • Ölçme ve kıyaslama içgüdüsüyle hareket ederler. Zenginlik ölçülebilen, mutluluk ölçülemeyen kavramlardır. Bu nedenle alıştıkları ölçümlenebilen kavramın dışında ölçemedikleri ile mutsuz olurlar. Onlar için belirsizdir.
  • Güven sorunu yaşarlar. Etraflarındaki insanların kendilerinin maddi imkanlarından dolayı yakınlarında olup olmadığı endişesini taşırlar.

Zenginlik, izolasyona neden olur çünkü daha fazla para kazanmak, insanları mesafelerini korumaya yatkın hale getirir. Ya da başkalarına ihtiyaç duymayabilir.

  • Hatalarının normal insanların olduğundan daha büyük sonuçlara sebebiyet vereceğini düşünürler, bu nedenle her zaman dikkatli olmak yorucu olur.

Görsel Kaynak

İş Hayatı

Sınırlar Kafanızın İçinde, Sistemde Değil….

Bugünlerde Seth Godin’in “İş dünyasının bilinen sınırlarını aşmak” kitabını okuyorum.

Kitabın içerisindeki bir bölüm çok ilgimi çekti;

PokeTheBox

İş hayatında çoğu zaman bu davranışın aynısını gösteriyoruz. Öyle değil mi? Sonrasında da iş hayatının zorluklarından ya da özgürlüğümüzün kısıtlandığından şikayet ediyoruz…

Not: İş hayatında şikayet etmeyin, yanlış işleyen bir şeyler varsa, düzeltin ya da daha iyi bir çözüm sunun. Bunlar da çare olmuyorsa işinizi değiştirin.

 

İş Hayatı

Haydi Şirketimizi Batıralım!

Kendi markanız için “Nasıl daha iyi olabilir” şeklinde düşünmeye başladığınızda beyniniz “markanızın zaten iyi olduğunu” vurgulayarak yaratıcılık sınırlarını kapatmaya çalışır. Bu metodla da iyi fikirler ortaya çıkartabilirsiniz ancak daha etkili olabileceğini düşündüğüm bir taktiği paylaşmak istiyorum;

Nasıl daha kötü olabiliriz? Markamızı nasıl batırabiliriz? Başkaları markamızı nasıl batırır?

Ekip olarak bir odaya toplanın ve markanızı batırmanın(daha kötü bir duruma getirmenin) yollarını düşünün. Bu şekilde beyninizin sınırlarını geçebilirsiniz.

Düşünürken bir yandan da çıkardığınız fikirleri bir yere yazın ve her birinin üzerinde konuşun, tartışın.

Toplantının sonuna doğru markanızı batırmanın yollarını(En azından bir kısmını) çıkarmış olacaksınız.

Şimdi yapmanız gereken bunların yapmamak ve tersini yapmak.

Micheal Jordan’ın sözü bu konuda daha anlaşılır olacaktır;

“‘Ben sahada 5 kişiyi nasıl gececegimi degil, o bes kişinin beni nasıl durduracagını dusunurum.”

Bir de örnek verecek olursak;

Markanızın evlere paket servis yaptığını düşünelim. Müşterilerinizi nasıl mutsuz edebilirsiniz? Mesela paketi teslim ederken ses tonunuz ve bakışlarınız itici olabilir. Bu şekilde müşterileriniz mutsuz olacaktır.

O zaman yapmanız gereken;

Müşterilerinizin karşısına asık suratla çıkmamak ve her zaman daha fazla güler yüzlü olmak.

Son olarak belirtmek istediğim konu:  Algı körlüğü bir şirketin tüm çalışanları için geçerli bir durum. Çalışanlar bir süre sonra kendi alanlarıyla ilgili “algı körlüğüne” yakalanır ve oluşan fırsatları yakalayabilmek gittikçe zorlaşır.

Şirketinizi batırma planıyla başladığınız beyin fırtınasında bu algı körlüğünün de önüne geçerek, oldukça güzel fikirler ortaya çıkartabilirsiniz.

İş Hayatı

Yeni projelerde can alıcı noktalar

Yeni “online” projelerde bir kaç can alıcı nokta var. Bu noktalar çok net olmazsa projenin ayakta kalması çok zor oluyor ve çoğu zaman harcanan emek yanlış adımlar yüzünden boşa gidiyor.

– Fark Yaratmak

Yeni bir projenin kesinlikle benzerlerinden farklı bir yanı olması gerekiyor.

Bu farklı yan da insanların ihtiyacı olan birşey olmalı.Bknz: Danışmanlık yaptığım bazı müşterilerimden “fark yaratan özellik” olarak çok sık duyduğum birşey;E-ticaret sitelerinin bazılarında yan menüdeki bileşenlerin yerini değiştirebiliyorsunuz.

– Peki bu ziyaretçileriniz için gerçekten fark yaratıyor mu?

– Ziyaretçi bunu niye yapsın?

– Ziyaretçi sitenize niye giriyor? (Amacınız satış yapmak mı ziyaretçiyi sitede uzun süre tutmak mı?)

– Bileşenleri değiştirmenin ziyaretçilerinize ne faydası olacak?

(Ayrıca bu değişiklikleri sayıp, raporlayan bir sistemde bulunmuyor)–Cevap yok!

– İyi bir konumlandırma (Algı oluşturma)

İnsanlarda iyi bir algı oluşturmak bir proje açısından çok önemli. İyi bir algı oluşturduktan sonra, hizmetiniz kötüleşse dahi belli bir süre insanlar sizi terketmeyecektir.İyi bir algı oluşturmanın yolu da iyi(ve farklı) bir konumlandırmadan geçiyor.Konumlandırma için aşağıdaki soruların cevabı çok iyi belirlenmeli;İnsanlar sizin sitenize;

– Neden girecek?

– Ne sıklıkta girecek?

– Sitenize hangi kesimden insanlar girecek (demografik bilgiler)- Sitenize reklam verecek olan kişiler hangi tip ziyaretçiye hitap edecek? (Sitenize her çeşit insan mı giriyor, yoksa belli bir kesim mi? ) iyi bir konumlandırma” bir sitenin reklam almasında da çok önemli bir yere sahip . Şuan ziyaretçi sayısı kendilerinden 10 kat fazla olan sitelere göre “reklamdan” çok daha fazla kazanan bir çok proje mevcut.

– Gelir modeli

İlk 2 maddede belirttiğim kısımları çok iyi yapmış olabilirsiniz ama projeyi yayına aldığınızda “gelir modeli” net değilse, herşey iyi gitmesine rağmen ayakta durmanız zor olabilir. Çünkü ilk 2 maddede belirttiğim özellikler size normalden fazla maliyet oluşturacak ve iyi bir gelir modeline sahip değilseniz bir süre sonra bu maliyetleri karşılayamayacak duruma gelebilirsiniz.

Tercih edilmemesi gereken gelir modeli; Reklam alarak para kazanmak

– Projeyi yayına aldıktan belli bir süre sonra reklam alarak para kazanmayı hedeflemek en yanlış gelir modellerinden bir tanesi.Projenizde gelir modeliniz bu ise, projeyi yayına almadan önce rakiplerinizi, rakiplerinize “sürekli” reklam verenleri ve reklam ücretlerini araştırıp, çok iyi analiz etmelisiniz. İncelemeniz sonucunda para kazanmanız zor görünüyorsa projeden vazgeçmenizi öneririm.

Türkiye şartlarında reklam alarak para kazanmak gerçekten çok zor bir durum. (Biz bunu Dipnot.tv’de de çok fazla yaşadık) Bu gelir modeline sahip projelerin reklam almak için ilk tercihi Google adsense oluyor. Google adsense eskiden tık başına 0,1-0,3$ verirken şimdi 10 tıklanmaya 0,1$ dahi vermeyebiliyor.

Örnek: Günlük 10 bin ziyaretçiniz olduğunu düşünelim. %3 tıklanma oranı ile günlük 300 tıklanma alırsınız. Google adsense tıklama başına 0,05 TL kazandırsa, günlük geliriniz 15 TL, aylık geliriniz 450 TL olacaktır. (Bu rakamlar hiçkimseyi tatmin etmeyecektir.)

Sonuç olarak yeni bir proje üzerinde çalışanlara, projeyi yayına almadan önce bu 3 can alıcı noktayı netleştirmelerini öneririm